Evlilik görüşmesinde geçmişi anlatmalı mıyız?
Geçmişte yaşayıp pişman olup tövbe ettiğimiz ve bir daha yapmadığımız günahı evlilik görüşmesinde karşı tarafa anlatmamız gerekiyor mu?
Bu soruya daha önce cevap vermiştik. Küçük değişikliklerle tekrar buraya aktarıyorum. Bu soru aynı zamanda bizim GÜNCEL FIKHİ FETVALAR adlı kitabımızda da yer almaktadır.
Evlilik görüşmelerinde geçmişteki bazı kusurları anlatmak gerekiyor mu?
Evlilik, insanın hayatında aldığı kararların en önemlilerinden biridir. İnsan bu hayatta din, ırz, namus, şeref ve vatan gibi mefkûreler için yaşar. Bunlar insanın kırmızı çizgisidir. Olaya sosyolojik olarak bakıldığında hiçbir erkek veya kadın geçmişinde yüz kızartıcı sabıkası bulunan bir başkasıyla evlilik yapmak istemez. Bu sebeple evlilik görüşmelerinde gerek bayanın gerekse erkeğin yapmış olduğu yanlışlıklar varsa bunları detaya girmeden beyan etmesi gerekir. Aksi takdirde taraflardan birinin diğerine ait bu kusurunu sonradan fark etmesi veya başkalarından öğrenmesi yuvanın dağılmasına, çocukların perişan olmasına hatta kadının şiddete maruz kalmasına sebebiyet verebilir. Böyle bir felaket yaşanmaması için tarafların ilk görüşmede durumlarını beyan etmesi gerekir, saklamaları câiz olmaz. Bu suçları yapan kişi samimi bir şekilde tövbe eder ve bu samimiyetini karşı tarafa hissettirebilirse artık bundan sonra geçmişi irdeleyip sorgulamak ve bunu ima edecek konuşmalarda bulunmak câiz olmaz. Zira Efendimiz (s.a)“Kim din kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”[1] buyurmaktadır.
Ayrıca evlilik maksadıyla yapılan görüşmeler neticesinde taraflardan birinin vazgeçmesi durumunda, görüşme esnasında konuşulan hususların sır ve emanet duygusuyla muhafaza edilmesi gerekir. Bu bilgilerin üçüncü şahıslara aktarılması emanete hıyanet sayılacağından câiz değildir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler.”[2] buyrularak müminlerin sıfatları arasında emanete sadakat gösterilmiştir.
Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v.), “Meclisler emanettir.”[3] buyurarak her türlü özel konuşmanın gizli tutulmasının gereğine işaret etmiştir. Bu bağlamda taraflardan birine “Neden sonuçlanmadı?” şeklinde yöneltilen sorular, karşı tarafı rencide edecek veya gıybete sebep olacak şekilde cevaplandırılmamalıdır. Bunun yerine, “ısınamadım” gibi genel ve nezih ifadelerle konunun kapatılması uygun görülmüştür. Çünkü gıybet, suizan ve insanların kusurlarını ifşa etmek Kur’an ve Sünnet tarafından yasaklanmıştır.[4] Dolayısıyla evlilik görüşmelerinden sonra vazgeçen tarafın hem İslam ahlâkına hem de emanete riayet etme sorumluluğuna uygun davranması, bilgileri ifşa etmemesi, gizli tutması ve muhatabını toplum önünde zor durumda bırakacak açıklamalardan kaçınması dinî bir yükümlülüktür.
[1] Müslim, “Birr”, 58; Tirmizî, “Hudûd”, 3; مَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
[2] Mü’minûn 23/8.
[3] Ebû Dâvûd, “Edeb”, 36; Tirmizî, “Birr”, 26.
[4] Hucurât 49/12.