Kişinin özgün olarak ortaya koyduğu her türlü ilim, bilim, sanat eserinin kişiye kazandırdığı hukuki hakka ve tasarrufa telif hakkı denir. Maddi değerinden öte manevi bir boyutu da söz konusu olan böyle bir çalışmanın bilinen maddi haklar gibi bir hak doğurup doğurmadığı konusu günümüz fukahâsı arasında tartışmalıdır.
- Telif Hakkının Meşru Bir Hak Olduğu Görüşü
Bu görüş sahipleri, kişinin gerek madden masraf ederek gerekse el emeği, göz nuru dökerek elde ettiği herhangi bir neticenin kul hakkı olduğunu savunmaktadır. Bu tıpkı şufa hakkı ve kira sözleşmesi gibi soyut bir haktır. Yine profesyonel bir doktorun tek ameliyattan yüksek ücret alması da bu tür haklardan sayılır. Bu görüşte olanlar “Nimet külfete, külfet nimete göredir.”[1] ve benzeri kaidelerle görüşlerini teyit etmektedir. Ortaya konan bir eserde itibar edilen, sayfalar değildir, içindeki emek mahsulü bilgidir. Hiç kimse kitap alırken kâğıda para vermez. Fakat ortada bir kitap vardır ve o bir eser olarak itibar gördüğüne göre burada asıl değer biçilen içindeki bilgidir, bu da onun eser olarak kabul edildiğini göstermektedir. Bu görüşte olanlara göre bu ve benzeri çalışmaların hak sayılmaması halinde kamu yararına olan ilmi veya teknolojik çalışmalar maddi yetersizlikler sebebiyle sekteye uğrayacaktır. Bu sebeple böyle bir hakkın kanunen koruma altına alınarak hukuki bir statü kazandırılması gerekir.
Ayrıca bu haklar hukuken kabul edilmediği takdirde, kazanç elde edemeyen ve yaşamını idame ettirmekte zorlanan âlimler, para kazanma gayesiyle başka işlerle meşgul olacak dolayısıyla da ilmî çalışmalarından uzaklaşacaktır. Böyle bir durum ise, toplumun ilerlemesini temin eden teknolojik ve ilmî faaliyetlerin duraksaması gibi olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İşte bu sebeple kamu menfaati, ilmî çalışmaların zenginleşmesi ve fikrî ürünlerin artması adına bu hakkın hukuken koruma altına alınmasını gerekli kılmaktadır.[2]
2.Telif Hakkının Meşru Bir Hak Olmadığı Görüşü
Bu görüş sahipleri ise “İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitap’ta insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder hem lanetçiler lanet eder,”[3] âyeti ile “Her kim, bildiği bir konuda kendisine danışılır da onu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”[4] vb. hadisleri delil olarak ileri sürerek bunun bir hak olmadığını iddia ederler. Telif hakkının meşru olmadığını düşünen âlimler maslahat prensibine dayanan “Zarar, izale olunur”[5] ve benzeri küllî kaidelerle de görüşlerini teyit etmeye çalışırlar. Onlara göre ammenin menfaatine zarar veren ve şahsî menfaatten ibaret olan telif hakkı göz ardı edilmelidir. Aslında bu tam anlamıyla şahsî menfaatlerin ilgası da değildir. Bu görüşü savunanlar ayrıca ilmin toplumsal bir miras olduğunu, geçmişten bugüne kadar eser ortaya koyan herkesin kendinden öncekilere telif adına herhangi bir bedel ödemediğini dolayısıyla yeni nesil yazar ve okuyucuların da böyle bir diyet ödemesinin gerekli olmayacağını söylerler.
Hanefîlerin benimsedikleri tanıma göre mal kavramı sadece fizikî varlığı bulunan şeyleri kapsamakta iken cumhur, hak ve menfaati de kapsayacak bir tanımı tercih etmiştir. Vehbe Zuhaylî bu tanımlardan hareketle Hanefîlerin benimsemiş olduğu mal kavramını şu şekilde tarif etmiştir: “Hıyazeti (zilyetliği) ve ihraz edilmesi (ele geçirilmesi) mümkün olan; âdeten kendisinden istifade edilebilen her şeydir. Bundan dolayı ilk dönem Hanefî fukahâsı mal tanımı dışında kaldığı içindir ki Kur’ân eğitimi karşılığında ücret alınmasını câiz görmezken sonraki fukahâ buna cevaz vermiştir. Cumhurun yapmış olduğu tanım esas alınacak olursa, yazılı eserden faydalanmak İslâm hukukunun da varlığını kabul ettiği meşru bir hak olarak ortaya çıkmaktadır. [6]
Dolayısıyla hiçbir yayıncı, sahibinin izni olmadan bir başkasının kitabını basamaz veya fotokopi usulüyle çoğaltıp satamaz. Çoğaltılması düşünülen eser, okullarda okutulan ve fiyatı çoğunluğun alamadığı veya zorlandığı bir bedel dahi olsa yine de izinsiz çoğaltılamaz. Ancak yayın evinden toplu alım yapıldığı takdirde fiyatlarda indirim talep edilmesi uygun olur. Mal sahibinin toplu alımda indirip yapmaması hiç kimse için fotokopi vs. ile çoğaltma hakkını doğurmaz. Bazıları bu durumu abdest için su bulamayan, bulsa da gabn-i fâhiş (çok aldatma) sebebiyle satın almak zorunda olmayan kişinin durumuna benzetmektedir. Nasıl ki su bulamayan kişi ancak fahiş (iki katı veya üzeri) bir fiyatla bulduğunda satın alma zorunluluğu yoksa fahiş bir ücretle satılan kitap vb. şeyleri de satın alma zorunluluğu yoktur. Böylelikle ihtiyaç sahibi ihtiyacını giderirken, satıcı da fiyatları makul dereceye çekerek hem sürümden kazanacak hem de ilmin yayılmasına engel olma vebalinden kurtulmuş olacağı görüşünü savunurlar. Fakat zikri geçen bu kıyasın, “kıyâs ma’a’l-fârık” cinsinden olduğu ağırlık basmaktadır. Zira başkasına ait bir yayını fotokopi ile çoğaltmak bir kul hakkıdır. Teyemmüm ise Allah hakkıdır. Dolayısıyla birbirlerine kıyaslanması doğru değildir. Kısaca pahalı dahi olsa sahibinin izni olmadan kitap vs. fotokopi usûlü çoğaltmak câiz olmaz. Zira Efendimiz (s.a) şöyle buyurdular: “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin!”[7]
Nitekim Din İşleri Yüksek Kurulu 12.07.2017 tarihinde aldığı bir kararla internet ortamına geçirilmiş olan her türlü program, yazılım, kitap, müzik vb. ürünlerin ilgililerin izni olmadan elde edilip kullanılmasının câiz olmayacağını belirtmiştir.[8] Ülkemizde telif hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunmaktadır.
Nitekim FSEK md. 23/1’e göre “Bir eserin aslını veya işlenmelerini kısmen ya da tamamen çoğaltma hakkı, münhasıran eser sahibine aittir.” Yine md. 23’de “Bir eseri, onun aslından veya işlenmesinden çoğaltma ile elde edilmiş nüshalarını dağıtmak, kiralamak veya satışa çıkarmak ya da herhangi bir biçimde ticaret konusu yapmak ve bu yoldan faydalanma hakkı yalnızca eser sahibinindir.” ifadeleri yer almaktadır.
Kanunda da ifade edildiği gibi “kısmen veya tamamen” ifadeleri her halükârda çoğaltmanın telif hakkı doğurduğunu göstermektedir. Fakat şu gerçeği de unutmamak gerekir ki tüm ilimler tarih boyunca tevarüs (iktibas) yoluyla gelmiştir. Matbaanın icadından önce bu ilimler istinsah tarikiyle nesilden nesile aktarılmış ve alimler bu konuda bir sınırlama getirmemişlerdir. Fakat matbaanın gelmesiyle binlerce kitabın basımının yayıncıya getirdiği külfet de göz ardı edilemeyecek bir gerçek olmuştur. Mesele “ilimlerin nakledilmesi zarureti” ile “müelliflerin emekleri” arasında orta bir yolun izlenmesi zaruretini doğurmaktadır. Dolayısıyla kitaplar üzerinde her ne kadar “her hakkı mahfuzdur” şeklinde bir kayıt bulunsa da yazarı veya yayıncıyı mali zarara uğratmayacak boyuttaki “kısmi çoğaltmaların”, örf çerçevesinde değerlendirildiğinde câiz olması gerektiği anlaşılmaktadır. Fakat günümüzde çokça yaygın olan PDF paylaşımlarının müellifin veya yayınevinin iznine bağlıdır. İzin alınmadan kullanılması câiz olmaz. Nitekim Türkiye’de bazı yayınevlerinin basmış olduğu kitapların PDF’lerini kullanmak isteyen öğrencilerimiz kendilerini telefonla aradıklarında haklarını helal etmediklerini belirtmişlerdir.
[1] Mecelle, md. 88.
[2] Ebû Zeyd,Bekir b. Abdullah, Mülkiyyetü’te’lîf Tarihan ve Hükmen, (Suudiyye: 1986), s. 262.
[3] Bakara, 2/159.
[4] Tirmizî, “İlim”, 3; Ebû Dâvûd, “İlim”, 9; مَنْ سُئِلَ عن عِلْمٍ فَكَتَمَهُ، أُلْجِمَ يوم القيامةِ بِلِجَامٍ مِنْ نارٍ
[5] Mecelle, md. 19.
[6] Orhan, Fatih, İslam Hukuku Açısından Manevi Hak Kavramı (Telif Hakkı Özelinde), Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research, Nisan 2016, (9/43)
[7] Buhârî, “Mezâlim”, 10; “Rikâk”, 48.
[8] https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/970/internetten-program-yazilim-kitap-muzik-vb-indirmek-ve-bunlari-kullanmak-helâl-midir
Yorumlar
Bu fetvaya henüz yorum yazılmamış.