Kamu malını kullanmanın dinî hükmü nedir?
Kamu malı (beytülmâl), toplumun tüm fertlerine ait ortak bir hak olup emanet niteliği taşımaktadır. Bu sebeple keyfî ve şahsî çıkar amacıyla kullanılması doğru değildir. Nitekim Kur’ân’da: “Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin” [1]buyrulmuştur.
Ayrıca emanetin korunması ve başkasına ait mala zarar verilmemesi ilkesi daha özel bir şekilde vurgulanmış, özellikle yetim malı üzerinden bu sorumluluğun sınırları şöyle ifade edilmiştir: “Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, en güzel olan yolun (maruf) dışında yaklaşmayın.”[2]
Bu ifade, başkasına ait mala yönelik her türlü tasarrufta “en iyi ve en meşru yol”un gözetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu genel ilkenin yanında, kamu hakkına yönelik ihanetin dinî sorumluluğu daha da ağırdır. Zira peygamberler dahi bu tür bir hıyanetle ilişkilendirilemez. Nitekim Kur’ân’da bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Hiçbir peygamberin ganimete hıyanet etmesi (gulûl) söz konusu olamaz. Kim hıyanet ederse kıyamet günü hıyanet ettiği şeyi yüklenerek gelir.”[3]
Ayrıca Hz. Peygamber de “Kamu malına haksız şekilde el uzatmak (gulûl), sahibine kıyamet gününde ateş ve rezillik olarak dönecektir.”[4] şeklindeki uyarılarıyla kamu malına haksız müdahaleyi kesin bir biçimde yasaklamıştır.
Buna karşılık kamu imkânları, amacına uygun ve örf (maruf) ölçüsünde kullanılabilir. Bu çerçevede öğrencinin okulda kısa süreli telefon şarj etmesi bu kapsamda sayılabilir. Fakat bunu alışkanlık halinde yapmak ya da evde yapmayıp özellikle okulda şarj etme gayesiyle kullanmak haddi aşmak olacağından caiz görülemez.
Yine bu meseleyle alakalı olarak yemekhane gibi yerlerden yemek sırasında tükettiği halde masadan kalkarken 2 ekmek veya 2 su almak, hakkın suistimali olacağından caiz değildir.
Temel ölçü şudur: Herkes aynı şeyi yaptığında sistem zarar görüyorsa, bu kullanım doğru değildir. Bu sebeple kişinin genel kabul gören örfe itibar etmesi esastır. Nitekim Mecelle’de yer alan “Örf ile sabit olan şey, şart koşulmuş gibidir.”[5] kaidesi bunu işaret etmektedir.
[1] Nisâ, 4:29; يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ
[2] En‘âm 6/152; وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
[3] Ali imran; 161; وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَاْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ
[4] Buhârî, “Cihad”,189; الغُلُولُ نَارٌ وَعَارٌ عَلَى أَهْلِهِ يَوْمَ الْقِيَامَة
[5] Mecelle’de 43.