SEFERDE NAMAZLARIN CEM’E EDİLMESİ

SEFERDE NAMAZLARIN CEM’E EDİLMESİ

Namazların belirlenen vakitleri içerisinde eda edilmesi İslâm hukukunda temel bir ilke olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte sefer, yağmur ve hastalık gibi mazeretler sebebiyle öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı namazlarının bir vakitte birleştirilmesi (cemʿ) meselesi fıkıh âlimleri arasında ihtilaf konusu olmuştur.

Hanefî mezhebi, cemʿ-i hakîkîyi yalnızca hac ibadetine mahsus bir uygulama olarak değerlendirmiş ve bunu Arafat ile Müzdelife’de gerçekleştirilen uygulamalarla sınırlandırmıştır. Buna göre Arafat’ta öğle ile ikindi, Müzdelife’de ise akşam ile yatsı namazları cemʿ edilerek kılınır. Bu iki yer dışında hakikî cemʿ uygulaması Hanefîler tarafından câiz görülmemiştir.

Hanefîler bu görüşlerini, namazların vakitlerine riayet edilmesini emreden genel nasların yanı sıra bazı rivayetlerle de temellendirmişlerdir. Bu çerçevede, mazeretsiz olarak iki namazın bir vakitte birleştirilmesini yasaklayan ve bunu büyük günah kapsamında değerlendiren rivayetler delil olarak zikredilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’den nakledilen bir rivayette, “Kim özürsüz olarak iki namazı bir vakitte cemʿ ederse büyük günahlardan birine kapı aralamış olur.”[1] buyurulmuştur. Ayrıca Ebû’l-Âliye tarikiyle Hz. Ömer’e nispet edilen bir rivayette de “Özürsüz olarak iki namazı cemʿ etmek büyük günahlardandır.” ifadesi yer almaktadır.

Hanefîler, bu rivayetlerin yanı sıra İbn Mesʿûd’dan nakledilen ve Resûlullah’ın (Hz. Muhammed) hiçbir namazı vakti dışında kılmadığını, sadece Müzdelife’de akşam ile yatsı namazlarını birleştirdiğini bildiren rivayeti de görüşlerine dayanak göstermişlerdir.[2]

Bu sebeple mezhepte, Arafat ve Müzdelife dışındaki cemʿ rivayetleri çoğunlukla sûrî cemʿ şeklinde yorumlanmış; bir namazın vaktinin sonunda, diğerinin ise vaktinin başında kılınması suretiyle rivayetler arasında telif yoluna gidilmiştir.

Cumhur (Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri), sefer ve benzeri mazeretlerde cem‘in câiz olduğuna dair görüşlerini çeşitli hadis rivayetlerine dayandırmıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in yolculuk esnasında ihtiyaç ve meşakkat durumlarında namazları cem‘ ettiği nakledilmektedir. Nitekim Sâlim’in rivayetinde, Hz. Peygamber’in yolculuğa süratle devam etmesi gereken durumlarda akşam ile yatsı namazlarını birleştirdiği belirtilmiştir.[3] Benzer şekilde İbn Ömer’den gelen rivayette de Resûlullah’ın, yolculuk sırasında acele edilmesini gerektiren hallerde akşam namazını tehir ederek yatsı namazıyla birlikte kıldığı ifade edilmektedir.[4] Bu rivayetler, sefer sırasında ortaya çıkan ihtiyaç ve meşakkatlerin namazların cem‘ edilmesine ruhsat teşkil ettiğine dair cumhurun temel delilleri arasında yer almaktadır.

Netice itibarıyla, Hanefî mezhebine müntesip bir kimsenin, zaruret veya katlanılması güç bir meşakkat söz konusu olmadıkça namazlarını bu iki durumun dışında cem etmemesi ve mezhebinin görüşü doğrultusunda hareket etmesi ihtiyata daha uygun bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

[1] Abdürrezzâk, el-Musannef, II, 525; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, II, 346. «مَنْ جَمَعَ بَيْنَ صَلَاتَيْنِ مِنْ غَيْرِ عُذْرٍ فَقَدْ أَتَى بَابًا مِنْ أَبْوَابِ الْكَبَائِرِ»

[2] Tahâvî, Şerhu Me‘âni’l-âsâr, I, 164; Tahâvî, Ahkâmü’l-Kur’ân, II, 168. «مَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللهِ ﷺ صَلَّى صَلَاةً إِلَّا لِوَقْتِهَا إِلَّا صَلَاتَيْنِ جَمَعَ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ بِالْمُزْدَلِفَةِ»

[3] Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 47. «إِذَا عَجِلَ بِهِ السَّيْرُ جَمَعَ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ»

[4] Buhârî, Taksîrü’s-salât, 13; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 46. «إِذَا أَعْجَلَهُ السَّيْرُ جَمَعَ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ»

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir